2022’nin kayıtlara geçen en trajik doğal afetlerinden biri olan Kartalkaya yangın faciası, henüz üzerinden bir yıl geçmesine rağmen hala pek çok insanın yüreğinde derin yaralar açmaya devam ediyor. Yangının çıktığı gün, o korkunç anların tanığı olanlar, bir daha asla unutulmayacak anılarla dolu bir yüzleşme yaşıyorlar. Bu yazımızda, yangının ardından geçen zaman diliminde yaşananları ve mağdurların duygusal yüklerini ele alacağız. İnsanlar, sadece fiziksel kayıplarla değil, aynı zamanda etraflarındaki sevdiklerini kaybetmenin acısıyla da başa çıkmak zorunda kaldı. “Ben kızımın yanmış haliyle vedalaştım” diyerek, bir anne acısını kelimelere döküyor ve bu trajedinin her yönüyle ne denli yıkıcı olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.
Kartalkaya yangını, başlangıçta sıradan bir orman yangını gibi görünmüş olsa da, birdenbire büyüyerek kontrol altına alınamaz bir hale gelmişti. Rüzgarın etkisiyle hızla yayılan alevler, sadece doğayı değil, aynı zamanda insanların hayatlarını da tehdit eder hale geldi. Yangın döneminde, çevredeki yerleşim alanları ve oteller büyük tehdit altındaydı. Maalesef, yangın sonucu bir çok insan evsiz kaldı. Yangında kaybolan yaşamlar, arama kurtarma ekiplerinin çabalarına rağmen geri getirilemedi. Bu olay, sadece fiziksel bir afet olmanın ötesine geçerek, psikolojik travmalara yol açtı. Yangın sonrası bölgede yapılan değerlendirmelerde, sosyal yardımlar ve destekleme programlarının ne denli önemli olduğunu bir kez daha anladık.
Yangında kaybolan hayatlar arasında, birçok ailenin felaketle yüzleştiği gerçeği de göze çarpıyor. Olayın hemen ardından, hayatta kalan acılı aileler, kaybettikleri sevdiklerinin anılarını yaşatmak ve bu yıkımın izlerini silmek adına büyük bir çaba içerisindeler. Hayatını kaybedenlerden biri, 23 yaşındaki Zeynep isimli genç bir kızdı. Annesi, yangının ardından yaşadığı duygusal çöküntüyü şu sözlerle dile getiriyor: “Ben kızımın yanmış haliyle vedalaştım. Onun tecrübe etmediği hayallerini, sevgi dolu gülümsemesini ve hayat dolu enerjisini kaybettim.” Bu sözler, yalnızca bir annenin değil, tüm toplumun hissettiği derin bir acıyı temsil ediyor. Zeynep’in kaybı, ailesinde ve çevresinde büyük bir travmaya neden oldu. Yangın sonrası, bu tür acıların toplumsal duyarlılık yaratma açısından ne derece önemli olduğu bir kez daha ortaya konmuş oldu.
Bu trajedi, sadece kaybedilen hayatlarla kalmadı. Yangın alanının yeniden inşa edilmesinin ve doğanın onarılmasının zaman alacağı kesin. Fakat yangının yarattığı karanlık gölgenin, insan zihninde ve toplumsal hafızada kalacağı da bir gerçek. Birçok insan, yangının ardından, üzerinde yoğun bir kaygı ve endişe ile yaşamaya devam ediyor. Doğa ile olan bağımızın ne kadar güçlü olduğunu bu facia ile bir daha fark etmiş olduk. Ancak, kaybettiklerimizin acısı yıllar geçse de sürmeye devam edecek. Yangında kaybolan canlıların anısını yaşatmak ve onlara saygı göstermek, bizim görevimiz olmalı. Bu trajedi, tüm toplumu bir araya getirip dayanışma ruhu yaratırken, bir yandan da konu üzerinde daha fazla farkındalık oluşturmamız gerektiğini hatırlatıyor.
Sonuç olarak, Kartalkaya yangın faciası, bir doğa olayından çok daha fazlası ve bu facianın oluşturduğu acılar, toplumsal bir yaraya dönüşmüş durumda. Bizler, kaybettiğimiz hayatlardaki değerleri, hatıraları canlandırarak yaşatmamız gerektiğini unutmamalıyız. Yangının üzerinden bir yıl geçmesine rağmen, acılar taze kalmaya devam ediyor. Fakat yaşamın devam ettiğini ve yeni hikayeler yazacağımızı da unutmamak gerekiyor. Toplum olarak, bu ağır travmanın ardından dayanışma içerisinde yaralarımızı sarmak ve geleceğimize umutla yürümek, en önemli adımlardan biri olacak.