Son yıllarda, aile içinde kadınların maruz kaldığı şiddet, toplumun en acı gerçeği haline gelmiş durumda. İşte bu gerçek, bir kadının yüreğine kazınan derin yaraları ve sonunda yüzleştiği trajediyle bir kez daha gözler önüne serildi. 35 yaşındaki Zeynep, kocası tarafından yıllarca süren fiziksel ve psikolojik şiddetle mücadele etmiş, bu dayanılmaz duruma son vermek ve yeni bir hayata adım atmak amacıyla boşanma davası açmayı düşünmüştü. Ancak bu karar, beklenmedik ve acı bir sona yol açacak olayların tetikleyicisi olacaktı.
Zeynep’in eşiyle olan ilişkisi ilk başlarda normal görünse de zamanla kontrolden çıktı. Eşinin kıskançlık krizleri, zamanla fiziksel şiddete dönüştü. Zeynep, evliliğinin ilk yıllarında eğlenceli bir hayat sürerken, yıllar ilerledikçe kocasıyla arasında gergin bir ilişki gelişti. Dışarıdan bakıldığında mutlu bir aile gibi görünen çift, evdeki huzursuzluk ve korku dolu anlar nedeniyle aslında çok farklı bir tablo çiziyordu. Zeynep, birçok kadının yaşadığı gibi, eşi tarafından sürekli kontrol altında tutuluyor, kendisine ait olan hakları birer birer elinden alınıyordu. Gün geçtikçe artan dayaklar ve psikolojik şiddet, onun hayatını cehenneme çevirmişti.
Gözyaşları içinde geçen bu yıllardan sonra Zeynep, artık bu hayata katlanamayacağının farkına vardı. Boşanmak istemesi, hayatta kalma içgüdüsünün bir parçasıydı. Ancak bu karar, kocası tarafından ağır bir şekilde karşılandı. Şiddetin, evliliklerinin inşasında bir biçim olarak kullanıldığı bu trajedide, Zeynep’in kocası onun boşanma isteğini kabul edilemez bir tehdit olarak algıladı. Üstelik boşanma, ona göre Zeynep’in asi bir tavrı, kocası tarafından da bir tür isyan olarak görüldü ve işte bu noktada tartışmalar kavgaya dönüştü. Sonrasında olanlar, Zeynep’in hiç beklemediği bir trajediye dönüşecekti. Kocası, bu durumu kabul edemezken, Zeynep'in hayata tutunma çabası çirkin bir sonla noktalandı.
Kerem, Zeynep'in boşanma arzusu karşısında öfkesini kontrol edemedi. Tartışmalar durmaksızın büyüdü ve bir akşam, yaşananlar son bir kavganın fitilini ateşledi. Sonunda Zeynep, kocasının şiddetine maruz kalarak hayatını kaybetti. Bu olay, toplumun şiddet karşısında ne denli duyarsızlaştığını, kurbanların yaşadığı zorbalığın üstünün örtülmesine dair bir uyanışa işaret ediyor. Türkiye'de devam eden kadın cinayetleri ve aile içi şiddet vakaları, kadınların yaşadığı derin travmaların ve kaybedilen hayatların somut bir yansımasıdır.
Bu tür olaylar, her birimizin sorumluluğunu artırmalı; farkındalık oluşturarak sesimizi yükseltmeliyiz. Şiddet, hiçbir türlü kabul edilemez bir davranıştır ve bu duruma karşı sesimizi çıkarmak zorundayız. Kadınların boşanma talepleri, birer cesarete dönüşmeli, hayatlarını kurtarma arzusu olarak değerlendirilmelidir. Her birey, şiddete karşı baskı altında yaşayanların sesini duyurmalı ve bundan böyle buna karşı durmalıdır.
Zeynep’in trajik hikayesi, hepimize bir hatırlatma yapıyor: Kadınların, hayatlarını kurtarmak için vermek istedikleri mücadeleler hiçbir zaman göz ardı edilmemeli. Şiddetin son bulması için duyarlılık gösterilmeli, kadınların hakları korunmalı ve şiddet kurumları tarafından gerekli destek sağlanmalıdır. Zeynep’in yaşadığı acı olay, toplumsal bir uyanışı hızlandırmalı ve her birey şiddeti sona erdirmek için daha fazla çaba sarf etmelidir. Bu trajedi, sadece Zeynep'in değil, birçok kadının yaşadığı acılara ve kayıplara ışık tutarak topluma önemli bir mesaj vermektedir.